10 Aralık 2008 Çarşamba

Bazı Hallerden İbaret Hayat

Bazı anlardan ibaretti hayat her zaman olduğu gibi, bazen öyle sahipsizdi duygular, anlatmakla başlamak gerek diye düşündüm. Bir türkü çalıyor onu dinler halde penceremden öteye bakıyorum. Elim öylesine yazma hevesinde içim öyle anlatmak istiyor ki yaşanmış, acı vermiş, susulmuş, içime gömülmüş tüm her şeyi. Başlamam gerek, anlatmam gerek. Tarifsiz kelimeleri seçip de talihsiz serüvenler yaşadığım hayatımda her şey bir sınavdan ibaretti beklide. Bir sabır bizim için bu hayat, bir zorluk sınavı. Her şeyi zorla istersen olsun diye diretirsen sonunda olur için yaşayacaklarında büyük oluyor. İnsanoğluyuz biz kalbimiz hep delik. İsteklerimizin de, arzu ettiklerimizin de bir bitişi yok. Hep neden bizim için daha fazlası, hep hırs. Sonucunda olanların basit bir satırla son bulması neden yanlış görünüyor. Birçok şey gördüm hayatımda, bu yaşıma geldim her türlü olmasa da bir türden insan kişiliği tanıdım. Yalancısı, doğrusu, mutlusu, üzgünü, umutlusu, karamsarı, çok rahatı, rahatsızı, hastası, iyisi, ölmek isteyeni de, yaşam dolu olanı da, seveni de, aldatanı da, çalışanı da, tembeli de. Her türden insan gördüm. Görmekle kalmadım, onlarla her şeyi paylaştım, onlara güvendim. Güven çok gerçek olan bir söz, bu sözün arkasında durmak ayrı bir cesaret. Sebeplerine de geleceklere de katlanmak sabırla beklemek gerekir. Söz gelimi hayat için değil de, sözün değerli olduğu bir hayatı tercih etmek kadar önemli. Daha doğrusunu görmek her şeyin ya da yaşamadan kaybolmak en kolayından. Kimdi bizi seçimlere iten inancımız mı? Yoksa çok ayyuka çıkmış olan, inançsızlığımız mı?
Değişik hallere bağımlı bir benliğin içinde anlamlı cümleler içinde kaybolmak. Vurmak her şeyi oradan oraya içinde yaşadıklarını somut bir şekilde yansıtmak odandaki boş duvara bir koltuğa bir yatağa. Delirmiş bir suskunluk içinde bunları yapmak hep bir yerlerde hayal etmek sonralarında kendini. Bazen Kadıköy’de sahilde arkandan dilediğin o anda istediğin bir müziğin çalmasını düşlemek. Ortaköy’desin yanında ne var ne kadar gerçeksin gibi mantıksız sorularla kendinde mantıklı bir yan aramak. Kendinlesin kendin olmak için hayattasın. Yaptıkların ördüklerin yaşadıkların anlatmaya çalıştıkların hepsi dizili değimli zaten boylu boyunca yatağa. Güneşin kararmış bir yanı idi, güneşin kararmış yanında parlamayan hayallerindi. Hep sen parla ol dediğin sevdiğin değer verdiğin değerli kıldığın bazen bir kahraman bazen ise sana destek güç olarak gördüğün dostun, sevgilinin ailenin zamanlı zamansız fersiz sessiz kalması değimliydi senin canını acıtan kararmış güneşin tarafıydı işte ne desen ne denir yalancı kandan şarap yapmış içiyor kan emiyor. Tek seferde 3 yalan söyler o, o durmaz can yakar işte sendin kendinle burada yalnız. Susmak bile seni sakinleştirmez içindeki olanları anlatamaz. Ağlarsın gece gündüz gözlerin şiş mosmor olmuş bu karamsar haller içinde tek çaren vardır, sabretmek. Evet sadece sabretmektir bu yolsuz yönde yürümenin en mantıklı açıklaması. Suallerin arasında kaybolma bak burada bir zulüm var ve senin için diyor ki canımı verene kadar mı senleyim acaba? Cevabını düşün kaybolan ve hayata kardeş olan senin ruhun. Ruhunu kimler ele geçirmiş diye düşünene kadar sahibinin sadece sen olduğunu ve kiralık bedeninde o ruhu temiz tutman gerektiğini unutma. Sabretmeyi başardın evet sen artık aştın sıradaki zorluğun üstesinden gelmenin yolu benim çoğu zaman yapamadığım susmak. Haklı haksız, suçlu suçsuz, her yerde susmak, dinlemek ve sen olana yani kendine hak vermek. Ortam gerici ben haklıyım hevesleri değimliydi zaten bize birçok şeyi kaybettiren. Bunların yapılması yani hatayı işlemenin ardında dersinki hadi kastır. Argoya vurursun bazen kendini, kendine bir virgül atarsın sonra yeniden başlarsın. Benim yazdığım yazıları okuyan sen okurken rüyaya dalarsın uyanık gözlerle sonra biri dokunur kimdir o acaba senim yoksa sensizlik mi? Kaybeden kendin diye bakarsın ona aslın kaybetmek denir ya bir şeyin elinden gitmesidir ya hani gitmeyecektir eğer sen istemezsen. İstersen vazgeçebilir, koyuverebilir, tamam bitti diyebilir, yeter artık diyebilir, karamsar takılabilir ve en sonunda ise kendine tamiri bile olmayan zararlar verebilirsin. Buda senin en doğal hakkındır. Hak konusunda kendine bu kadar acımasız davranabiliyorsan eğer. Şimdi bak karşıya karanlık gördüğün yolda aslında bir ışık yandığını o ışığın yolunun uzak olmasının seni yıldırıp, kendini bir karantina içine sokmanı düşündürebilir, yapma sakin ol sakin bak bir kerelik düşüncenin zararları ile yaşamaya mecbur olma. Hayat birçok kerelerle güzeldir, kendini, dermansız bırakma.

20 Kasım 2008 Perşembe

Halam'a Dair Herşeyim....

Bazen ailemizdi kalbimizde olan ama neden kaybedilince herşey değere kıymete biniyor. Benim annem kadar sevdiğim bir halam vardı. Ben askerdeydim vefatından üç gün evet üç gün önce ankesörlü telefondan onların evine telefon açtım, annem orda diye. Annemle konuştuktan sonra halam hastaymış önemli birşeyi yok dimi dedim yok iyi dedi. Bende söyleyin ilk izinimde yanına gelicem meraklandım burda geçmiş olsun iyileşir inşallah dileklerimi ona iletin dedim. biz abimle yanyana ama ayrı birliklerde askerlik yaptık. Abim üç gün sonra telefon açtı beni yanına çağırdı. Nizamiye Uzman Çavuşundan izin alıp, yan birlikteki abimi ziyarete gittim ama hava kapkara gece değil gündüz içim sıkılmış daralıyorum, havayı kara bulutlar sarmış. Abime gitmeden önce kendi kendime diyorumki kesin bişey olucak bugün diye. Abimin yanına gittim ve dedimki ona bak önemli değilse torun yandın beni buraya boşyere getirmedim de derken onların yazıcı kapısındaki ankesörlü telefon çaldı, arayan annemdi tam annem seni istiyor gel dedi oturduğum banktan kalktım giderken saadet ölmüş dedi yani halam ölmüştü, annemle konuşamadım dilim tutlmuştu bir anda deliler gibi ağlamaya olamaz hayır bu olamaz demeye başladım telefonu kapattım ve abime döndüm ama dilimden kelimeler çıkamıyordu bir türlü, bir anda o koskoca güleryüzlü herkesi güldüren ben mutsuz yıkılmış bir halde birliğime döndüm, sabaha kadar durmadan ağladığımı 4 paket sigara bitirdiğimi biliyorum. O benim annem gibiydi her derdimizde yanımıza koşardı. Canımı yakan en önemli şey ise ben 3 gün önce telefon açtığımda halamı mezarına defnetmişler zaten, yani ben gelicem dedim ama gidiceğim yer mezarı başıydı. Asker dönüşü halamın mezarı başına tek başıma gittim. Oturdum onunla sanki varmış gibi konuştum. Hala bana haber vermediler bilimiyordum halam dedim bilsem dururmuydum orda dedim, dedim ama çıt yoktu. Halam konuşmuyor ben mezar başında 3 saattir ağlıyordum. SOnra klaktım mezarını temizledim topragını elimi koydum, gittim biraz su alıp mezarındaki çiçekleri suladım, duamı ettim ve kalktım ama üzerimde öyle bir yük vardı ki kalkmak çok zor oldu.
Yıllar sonrası, ben yılların üstünden geçmesine karşın bu acıyı ne azaltmış nede unutmuş değilim. Size tek söyleyeceğim bu sözleri yazarken bile ağlıyorum. Diceksiniz ki "üzüleceksen böyle şeyleri yazma" ama benim yazmamın sebebi geçmişimle aramdakiler sır kalmasın diye...

19 Ekim 2008 Pazar

Çok Küçüktüm Belki de Bunlar İçin...

Benim yıllara meydan okuyan hatıralarım var. Kimseyle paylaşmaya cesaret edemediğim gün ışığına çıkmamış, gözyaşlarımı döken birşeyler var, tarifi zor. Her kelimenin zorluğunda hayatla inanılmaz bir mücadeledir bu yaşam. Küçük yaşta zor olduğunu gösterir hayatın, hani deriz ya ailevi sorunlar öyle başlar bazen hayat ve seni büyüdüğünde ne kadar zor bir hayatın olduğunu gösteren sihirli bir küre gibidir. Bu yaşta başlanılan her zorluk, seni ilerde daha zor anlarda dimdik durmaya meyilli hale getiriyor. Çok zor anlarım oldu, herşeyden öte zor dakikalarım. Hepsinde nasıl ayakta durmam gerektiğini bildim diyemem, yalan olur. Sadece durmam gerektiğinin bilincinde hareket ettim.
En basiti ilkokul'a giderken sorunlarım başladı benim. O benim hayata başlarken yaşadığım ve etkilerini şuanda bile yaşadığım büyük ama gerçekten unutulamayan büyük bir sorun, bir hata ama ben tarafından yapılmayan ve sonuçlarını benim çektiğim bir hata. Sonralarında hayatta öyle anlar geçirdim ki şimdi diyorum ben buraya kadar geldim, kendimi bu kadar geliştirdim, böyle iyi bir duruma geldim, bunda herkesin payı büyük. Yani hayatta herkese güvenmenin, her sebepte iyimser olmanın, yüzümün hep gülmesinin aslında bir sebebi var. Ben mutluluğu, mutsuzlukla başlayan hayatta öğrendim.
Mutsuzluğun tarifi nedir ? O öyle bi şeydir ki, kötü sandığın herşey aslında belki çokta kötü değildir. Kötü olsa bile sana "kendine gel, kendine gel" diye bağıran birşeydir. İnsan herşeyi yaşamalı. Ağlayan birine ağlama diye nasihatlar vermeyin ağlasın, ağlamak içindeki tüm kötü düşünceleri dışarı çıkarmaktır. Ben ağlamayı severim, ağlarken beni anlayan biri bana ağlama demez, konuşur benimle, zaten yapılması gereken de bu değilmidir. Herşey hayatta mutlu olmaya değer, biz insanlar hep sorunlarla baş etmekte hep zor yolları denesekte bi yerler değilde içimizde öyle güzel yerler var ki olumlu bakarak bunları görebilir ve en güzeli olan kendimize olan güveni kazanabiliriz.

16 Ekim 2008 Perşembe

Hayatımdaki En Kötü Günlerden Bir Gün

Bugün sabah gayet iyi uyanmanın, aslında kötü bir günün habercisi olduğunu bilmeliydim. Karamsar her dakikanın hiç bir şeyin çözümü olmayacağının farkında olmama rağmen, bu karamsar durumdan bir türlü çıkamıyorum. Bugün, 2 gündür aradığım ama "kesin bir yerdedir ve çıkar" dediğim cüzdanım yok. İnsan kendini böyle bir durumda nasıl hissediyorsa, bende öyle kötü hissettim. Aramadığım kutu, dolap, çanta yani aklıma gelsin gelmesin heryeri kontrol ettim, fakat hala daha bulmuş değilim.
Bir cüzdan insanı bu kadar mı üzer demeyin. Şimdi düşündüğüm ise kartları iptal et, sonra git ehliyetle uğraş ve daha bakalım neler çıkıcak başıma bunlarla uğraşmak. Bu aralar inanılmaz yoğun çalışıyorum ve bu yoğunluğun üzerine böyle berbat bir kötü haber olunca, bir anda "ben nerdeyim, nasıl, neden" gibi felsefi ve mantıksal sorularla başbaşa kaldım.
Aslında birazcık düşünsem "ne yapmışımdır" desem, genede çözüm bulamıyorum. "Sakince bir düşün, bu hafta neler yaptın" diyen o kadar çok kişi oldu ki etrafımda, oda bir çözüm olmadı. Hani demişim senin adına blog "büyüdüm artık" diye harbiden büyüyünce sorunlarda büyük oluyor. Yani anlayacağın sevgili blog ben bu durumdan çok fazla etkilendim ve sanırım bu olaydan sonra canım bir hayli sıkılacak....

13 Eylül 2008 Cumartesi

Trafik kazasında Kendimi Öldürecektim.

Bugüne başlayaşım ve gelişen ilginç olaylar üstüne sinir durumları, iş yoğunluğu, en son akraba ziyaretlerinin ilk ayağından sonra son yere dogru giderken yolda ne olduğunu bile anlamadan uyudum ve gozlerımı arkamdan gelen okan okan okan sesi ile açtım ama çok geçti araba 2. köprüde bariyerlere sürtmüştü. Bu olaydan kaynaklı arabanın sol tarafı baştan sona kadar çizilmiş, korumalıklar kırılmış, sinyal lambası parçalanmış, ardında kapı içeri göçüş durumda idi ama bu hızda o kazadan sonra arabayı nasıl öyle toparladım bilmiyorum sanrım ölümden döndüm bir düş gene hüsranla son bulacaktı. Arabadan indikten sonra o sahne hayatımdaki kötü sahnelerden biriydi araba haşat olmuştu yanımda abimler vardı ve tepkilerini unutamıcam sırf moralim bozulmasın diye olum dikkat etsene biraz deyip şaka yaparak geçiştirdiler ama biliyordum onların içindekileri ve sonuna kadarda haklılardı. Söz gelimi ben bile kendimden nefret ettim ve sanırım 3 saat boyunca şokta kaldım hala daha inanamıyorum. Bu olay neyi gösteriyor ne olursa olsun her zaman dikkatli olmak gerek. Hani böyle olaylar üzerine denirya verilmiş sadakam varmış diye harbiden de öyle. Ama abilerim beniim moralimi yükseltmek için elinden gelenlerinin en iyisini yaptılar....

5 Eylül 2008 Cuma

Çocuktum ve Comodore64 ile bir hayatım vardı...

Küçük bir çocuktum onunla karşılaştığımda kaşımda duran kalın bir ekran yatay bir kasa mavi 3 veya 4 parca görüntü olan ekran ve sfır bir comodore64 dü karşımda duran inanılmaz sevinçli idim. Düşünsenize mahallede kimsede yok mahallenin yolları çakıldı ta ne zaman varın siz düşünün...
O zamanlar oynadığım ve çok sevdiğim bir karate oyunu vardı kel bir adam vardı ninja hiç unutmam özel bir hareketi vardı onu tuişlayınca uçmaya uçarken matkap gibi dönerek geliyordu. bu gibi zamanlarda mutluluk çok farklı bir kavramdı ve sonradan kullandığım sayısız bilgisayarın içinde en anlamlısı idi herhalde comodore64. Şimdi yaşım gelmiş kaça ve o zamandan kalanlar hala aklımda çocuktum ama mutlu olmak en güzel hayaldi ozamanlarda...

31 Ağustos 2008 Pazar

6 yaşımdaydım sokağımıza asfalt yapılmıştı...

Günler o kadar güzeldiki çocukken, küçükken bilemezdim büyüyünce mahallemizin bu kadar bina ile dolacağı. Şimdilerde çocukluğumdan mahllemde ne kaldı ki sanki herkes büyüdü bir ibrahim kaldı kardeşim dediğim. Onunla hiçbir yaşadığımı unutmam. Kardeşimdir ailemden biridir. Hiç unutmadığım bir hatıramız var. Biz çocukken yollarımız önce çamurdu sonra çakıldı, bir gün akşam bir seslerle çıktık kapının önüne çocuktuk heyecanlıydık neler oluyor dedik. Makina ve araç sesleri iş makinaları onlar bizim çocukluğumuzdaki en büyük şeyler olduğu için izlemek o kadar zevkliydi. sokağımızın yolu asfalt yapılıyordu. İnanılmaz bir heyecan vardı üzerimizde, ibrahimle biz karşılıklı evlerde oturuduk. o kapının önünde merdivenlerde yanında Necati amca, ben çıkmışım kapıya merdivenlerde yanımda babam ayrı bir zevk ya muhteşem bir duygu. asfalt yapımı bittikten sonra ayaklarımız yansada üzerinde gezdiğimizi bile hatırlarım hala. Biz küçüktük ama küçükken herşey daha güzeldi....